7 Ocak 2015

Aslında

Bazen olan biten karşısında hiçbir şey söylemek istememek, içinden gelmemesine alışmayı sağlar mı? Hiçbir şey söylenmediğinde insanlar hep daha kötüsünü varsaymaya başlıyor.

"Hayatta daima gerçekleri savun, takdir eden olmasa bile vicdanına hesap vermekten kurtulursun." – Che Guevara

Oysaki toprağa düşen ilk yaprak, yolculuğunu henüz düşmemiş diğerine nasıl anlatabilir ki?

Karbon kopya hayatlara alışıldığından mı yaşam farklı gelmez? Farklı gelse bile, gerçekliğine inanç eksiktir.

"Gerçek, nadiren saftır ve asla basit değildir." – George Orwell

19 Aralık 2014

Yakından susmak

Başkalarının olmanı istedikleri gibi görünmen için maske takmana gerek yok; susmana veya provasını daha önce aklından yaptığın bir oyunu sahnelemene de. Olaylara karşılık vermemek, yok olup gidecekleri anlamına gelmez. Nedenini bilmemek de olmayacağı anlamına gelmez. Kötülerin başarıya ulaşmasının tek sebebi, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır. 

Gündelik veya iş hayatının getirdiği alışkanlıkları elinin tersiyle itmek, direnmek, kendini gerçekleştirme yolunda ilk adımdır. Sadece rutin değil; insanlar için de sınırlarını çizmek, mesafeni korumak, yapım aşaması eksik kalmış kişilerden kendini sözle ve görsellikle ayrı tutmak, kişiliğine bağlı olmanı pekiştirir. 

Hayata telefon ekranlarından bakmayı bırakıp gerçek bir şeyler yaşamak o kadar değerli bir algı ki çoğu insanın fark etmeden her gün ihlal ettiği. 

Sosyal medyadaki yarışların anlamsızlığını göremiyor insanlar; müzik kulağı olmadan opera söylemeye çalışmak gibi geliyor sanki. P. Coelho'nun manidar bir sözü vardı: "- Dışadönük kişilerin içedönük kişilerden daha mutsuz oldukları, bunu gidermek için de sürekli olarak ne kadar mutlu, hayatla ne kadar barışık olduklarını kendilerine kanıtlamaya çalıştıkları söylenir.

Yazarların imgeleri yakalama kabiliyeti çok önemlidir. Balıkçılardan tek farkları kullandıkları araçlardır: Olta yerine kağıt ve kalem. Asıl önemli olan, şahit olunan bir hissi veya akla gelen bir kurguyu anında dizelere dökmektir. İşte zaman zaman not aldıklarımdan bazıları:

- Hiçbir şey, sadece biz istiyoruz diye olmalarını istediğimiz yerde olmaz. Elbette bu, olmaları gereken yerde oldukları anlamına da gelmez.

- İnsan ölmekten korkmuyorsa başka ne korkabilir ki?

- İntikam, başarı için bir nedendir; gerek olmasa da tadı güzeldir.

- Dünyayı ya olduğu gibi ya da olması gerektiği gibi görürsün. Aradaki devasa uçurum ise görünmeyen kısımdır.

- Kendi içine bakmaktan korkan herkes, başkalarında bir kusur bulur.

- Bir erkeğe yapılan sınav, kendisinden güçlülere nasıl davrandığıyla ölçülüyorsa, bu sınavdan kalacakların sayısı oldukça fazla olur.

- İnsanlar suçluluk duymasaydı, dünya daha iyi bir yer olur muydu?

- Kıskançlık, başkalarının sahip olduklarını yok etmeye çalışarak kendini gösterir; eleştirinin aslında gizli hayranlık olduğuna kanıttır.

- Birine zarar verebileceğini düşünmezsen, işler çok daha çabuk yolunda gider.

- Umut pınarı sonsuzdur.

- Bir şey neyse odur; o şey hakkında söylenenler değil.

- Fark edilmesi zor olunca yalan söylemek daha mı kolay olur?

- Dünya, dünkünden daha kötü bir yer değil; daha iyi bir yer de değil.

- Bazen başkaları için kötü olan bir şey, senin için kurtuluş yolu olabilir.

- Kurallara istisna koymak, soruna çizgi çekmektir.

- Kötü insanlar kötü olduklarını söylemez, iyi şeyler de yapabilirler. Ama içgüdüleri iyi değilse, hayal edemeyeceğin kadar zalim olabilirler.

- Sanatçı, insanlara hitap ettiğinde, onu beğenen veya beğenmeyen herkese saygılı olmalıdır; kalbini kırmamalı, kibirli olmamalıdır.

21 Kasım 2014

Geleceği okumak

Her geçen gün hayatımıza dahil olmaya başlayan akıllı teknoloji, artık vazgeçilmez bir alışkanlık haline geldi. Oysa durumun içindeyken bazı detayları fark etmek zordur. Bazen bir an durup, kendimizi dışarıdan, yabancı bir gözle ve objektif bir yaklaşımla değerlendirmek gerekir. Bu, neden–sonuç ilişkilerindeki subjektif sapmaları önlemek için alınabilecek en sağlıklı tedbirdir.

İnsan doğasını inkâr edemeyiz; inkâr ettiğimizde ise sadece kendimizi kandırırız. Çağlar boyunca yaşam koşulları değişse de insanın özü ve doğal hisleri hep aynı kaldı. Dünyayı ve insanları ne kadar değiştirirsek değiştirelim, en derin duygularımızı ve vicdanımızı değiştiremeyiz. Yapay bir özgürlük, ilk anda çekici gelebilir; ancak insan, hayatında öyle bir olayla karşılaşır ki, kazandığını sandığı zaferlerin koca bir boşluk olduğunu anlar. Belki de bu yüzden yaşlı bir insanla sohbet ettiğimizde, bize unuttuğumuz huzuru hissettirdiği için mutlu oluruz. Erdemlerinden uzaklaşmış bir toplumda, temel değerleri koruyan bir insan adeta diğerlerini büyüler. Aslında olması gereken bu iken, biz o kadar uzaklaşmışız ki… Bizi insan yapan şeyin, unuttuğumuz o içsel güven ve huzur olduğunu hatırlayınca hayret ediyoruz.

Artık bambaşka bir çağdayız. Hayatın, dünyanın ve insanlığın kaderini teknolojik gelişmelerle öğreniyor, kurguluyor ve senaryolarına şahit oluyoruz. Ama değişmeyen tek şey, insan faktörü. Bilgi akışını doğru amaçla kullandığımızda, hayatımızı kolaylaştıran ürünler ortaya çıkıyor; ancak amacı dışında kullanım da az değil. Her şeyi sosyal medyaya entegre etme çabamız var — ne gerek varsa. Sosyal medya zararlı olabilir; ama doğru şekilde kullanıldığında fayda sağlar.

Bugün öyle bir noktadayız ki, iki tip insandan söz etmek mümkün:

- Sosyal medya için yaşayanlar
- Sosyal medyada yaşayanlar

Buna bir de bu platformların getirdiği paranoyaklık ekleniyor: Kimin kimi takip ettiği, paylaşımları kime gönderme amacı taşıdığı, başkasıymış gibi davrananlar, hayatını olduğundan renkli gösterenler, sahte gülüşler, markalarla dolu fotoğraflar… Yollarını ayırmış insanların birbirlerine "ne kaybettiklerini" ima etmek için paylaştıkları sözler, tüm aile soyunu sıralar gibi listeleyenler, iğneleyici sözlerle belirsiz mesajlar verenler… Liste uzar gider; büyük resmi görebilenler için saymaya bile gerek yok.

Dikkat ederseniz, yazılı içerik neredeyse hiç ilgi görmüyor; sözler bile resim formatında paylaşılır hale geldi. Kitap okumayan insanlar günlerini ekran başında heba ediyor ve buna "ilgi" diyorlar. Sosyal medyaya karşı olmak eski çağ düşüncesi olabilir, ama önemli olan "ne yaptığımız" ve "neden yaptığımız" sorularına cevap verebilmek. İnternet sayesinde bilgi, geçmişe kıyasla binlerce kat hızlı yayılıyor. Peki insanlık, bilgi doyumuna ulaştı da mı artık bu kadar hoyrat davranıyor?

Gelecek, doğru okunursa güzel gelecek. Ama gelecekten kasıt, dijital dünyanın hayatımızı yönetmesi değil; teknolojinin bize zaman kazandırması, hayatımızı ve dünyamızı daha verimli kullanmamıza yardımcı olması, bilimin gelişimini hızlandırmasıdır.

Her şey yapay olarak taklit edilebilir; ama doğal bir gülümseyiş, gerçek mutluluk, huzur ve insani duygular asla. Nesneler kopyalanabilir, ama insanlık kopyalanamaz. Bu inançtan uzaklaşmak, insanlığın kendi sonunu hazırlamak demektir.

Geleceği doğru okuyabilmek için önce insanın kendisini doğru okuyabilmesi gerekir.

7 Kasım 2014

Aklımda sahneler


Aklımda sahneler var.
Sahneleri hafızalara kazınmış oyunlar…
Oyun gibi görünen gerçekler,
gerçek olduğuna inandırılan yalanlar…
Yalan olduğu bilindiği hâlde kabul edilen düşünceler…
Ve düşünülmeye bile cesaret edilemeyecek kadar tanıdık sahneler…

25 Ekim 2014

Saklı kahraman


Kutsal bir mesleği icra etmek, büyük bir sorumluluk ister. Bu görevi yüreğini ortaya koyarak, bilinçle ve özveriyle yerine getirmek; cesaret, inanç ve fedakârlık gerektirir. Eğitim dünyasına katkı sağlamak, maaş gününü bekleyen bir rutin değil; ülkenin ve toplumun gelişimini hedefleyen büyük bir vizyonun parçası olmalıdır.

Günümüz dünyasında, değerlerimiz körleşirken öğretmenlerimiz kıymetli birer ışık gibidir. Burada abartıdan değil, hak ettikleri saygıdan ve değerlerinin farkında olmaktan söz ediyorum. Elbette bu değer; kişilik, emek ve özveriyle beslenir. Aksi takdirde geriye ne kalır ki?

Toplum, birbirine eşit değerde parçalardan oluşur. Aynı tarihi yaşamış, aynı kaderi paylaşmıştır bu topraklarda. Aydın kesimin bu gerçeği bilmesi doğaldır; ancak eğitime sırtını dönmüş, sorumluluk almaktan kaçan, sadece mesai dolduran anlayışlar da yok değil. Oysa vicdan sahibi olmak, bir mesleği temsil etmenin en değerli erdemidir. Omuzlarda yük değil, kanat olmalıdır.

Mesleğe yeni başlayan genç öğretmenler, öğrencilerine yardımcı olmak için ellerinden geleni yaparlar. Ne yazık ki köhnemiş zihinler, bu ışığı gölgelemeye çalışır. Kendileri karayı göremeden umutlarını yitirenler, başkalarının da hedefe ulaşamayacağına inanır. Oysa hayal edilemeyeni hayal edip gerçekleştirebilen insanlar vardır ve onlar ilerlemeyi mümkün kılar.

Genç kuşağı yetiştirmek isteyenlere "anormal" gözüyle bakılması, aslında "normal" kavramının sorgulanması gerektiğini gösterir. İnsanların hatalarına alışmak yerine, onların ufkunu genişletmek gerekir. Bir insanın eğitim hakkı, kimsenin onayına ya da yorumuna açık olamaz; bu hakkı teslim etmek, topluma kazandırmak, ülkenin geleceğine yatırım yapmaktır.

Elbette gelecek hakkında kesin kehanetlerde bulunmak anlamsızdır, fakat bekleyip durmak da çözüm değildir. Eksik gördüğün bir şeyi eleştirmekle kalmak yerine, daha iyisini sunmak gerekir. Meslektaşlarla iş birliği yaparak yeni yöntemler geliştirmek, öğrenciler için yapılabilecek en büyük hizmettir.

Dünya her zaman istediğimiz gibi olmayabilir. Ama onu değiştirmek, vazgeçmeden, yürekten emek vermekle mümkündür. Yastığa başını koyduğunda, "Bugün bir öğrencime ne öğretebildim? Hayata ne kadar hazırladım? Hayallerine ne kadar yaklaştırdım?" sorularına gönül rahatlığıyla cevap verebilmektir esas olan.

Nice yüreği kocaman, isimsiz kahraman öğretmene şahit oldum. İyi ki varsınız. Farkında olmadığımızı düşünmeyin; farkındayız… ve hep farkında olacağız.

23 Ekim 2014

Farkındayım


Çaba göstermeyecek kadar görgüsüz olanlar seni asla tanıyamaz.
Toplum bize, başarılı olabilmemiz için zayıf olmamız gerektiğini söyler.
Aynı zamanda, çekici olmak için de zayıf olmamız gerektiğini…
Çekiciliğin ölçüsü ise toplumun beğenisidir.

Peki, insanların hayatına ve karakterine zarar vermek, bir cinayet değil midir?
Günlük hayatta yanımızdan sessizce geçip gidenlerin,
henüz yargılanmamış bir sanık ya da hükmü kesinleşmiş bir mahkûm olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Bazı şeylerin hükmünü insan veremez.
Yaradan’ın adalet mekanizması,
bizim göremesek de işleyişine hayran kalacağımız kadar keskin ve nettir.

Ve bilmeliyiz ki, gerçekleşen her şeyin üstünde başka bir şey,
her kararın üstünde de başka bir karar vardır.