27 Eylül 2014

Yağmur tembelliği


Madem bugün Cumartesi,
Madem hava Londra’ya bağlamış ve İstanbul’u yıkamayı kafasına koymuş…
O hâlde tembellik yapmak için başka bir sebep aramaya gerek yok!

Zaten uzun zamandır izlemeyi ertelediğim birkaç film vardı.
Bir de albümünü dinlemek istediğim birkaç sanatçı birikmişken, araya oynanmayı bekleyen yeni oyunlar da serpiştirirsek…
Harika bir gün olacağa benziyor.

Hey, terliklerim ayağımda, penceremin yanında…
Sıcak kahve kupam ve kitabımla vakit geçirmek için daha ideal bir gün olamazdı.

24 Eylül 2014

Köprüler


İletişim kurabilmek, beceri gerektiren bir eylemdir; üstelik karşılıklı çaba ve adım atmayı şart koşar.
Anlayış ve empati göstermek için muazzam bir yeteneğe gerek yoktur.
İlk şart, gerçekten istemektir.

Asıl çaba ve yetenek, fiziksel olarak üretmeyi, oluşturmayı ve meydana getirmeyi başardığımız köprüler için gereklidir – ki biz bunu zaten yapıyoruz.

Ama ilginçtir ki, insanlarımızın birbirlerine giden yolları bulmakta, yoksa oluşturmakta ya da aralarında köprü kurmakta bu kadar başarısız olması düşündürücüdür.


İki yakayı bir araya getirebiliyorken, insanları bir araya getirmek neden imkânsız oluyor?
Gurur öyle ince bir çizgiye sahiptir ki; hoşgörü ile kibir arasında gidip gelmekten insanların hiç mi başı dönmez?
Toplumun bunu dayatması, kabul edilemez bir bahaneden öteye gidemez.

Diyelim ki, yaygın düşünce ve davranış böyleyken…
Neden aynı hatayı miras olarak devralalım?
Aynı durumdan şikâyetçi başkaları yok mu?
Elbette var.
Ama bilinmesi gereken bir şey daha var: şikâyet etmeyi çoktan bırakıp çözüme odaklanan, iletişim becerisini içten gelerek gösteren, uygulayan ve gün be gün başarıya ulaşan birçok insan da var.

Tarihte iz bırakan olayları düşünelim;
Böyle büyük değişimler, tek bir kişinin, tek bir düşüncenin ateşiyle başlamamış mıdır?
O hâlde…
İnsanlarımız bir sabah uyandığında, tanıdığı ya da tanımadığı insanlarla arasında yeni köprüler kurmak için adım atmayı, günün yapılacak ilk işi olarak görse…
Ve bunu önce tüm güne, ardından kalan ömrüne yaysa…

Küçük ama dev bir adım atılmış olur.
Ve doğanın buna kayıtsız kalmayacağı ise şüphesiz bir gerçektir.

16 Eylül 2014

Falls behind, is left behind

What's the last thing you remember?

The past. Once you pass it, a new and uncertain world begins — a world of endless possibilities and infinite outcomes. Countless choices shape our fate. Each choice, each moment… a ripple in the river of time. Enough ripples can change the tide, for the future is never truly set.

Sometimes you have to look forward from the top of the wall standing before you. The strength you have may not be enough to overcome it, yet there is always the possibility of finding balance in the rhythm of nature that harmonizes all things. Meanwhile, destiny quietly prepares to reward your effort and faith.

In many stories, people have been lost simply because they lacked vision. Over centuries, humanity has gathered countless experiences. But what if one day, we face something entirely unlike anything before? Virtue — the rarest quality, absent in many — becomes our only shield, while new kinds of disasters grow quietly within people. Fear may be the one thing that stops us from casting pain upon the world. We must never forget: whatever we do here, in this life, we will face it again before we die — just as others before us have.

The dialogue between our hearts and ourselves must find resolution before our mistakes hurt the lives of others beyond repair.

Now, the past no longer exists — especially since the moment my eyes first saw you. Since that day, as fresh in my mind as yesterday, destiny has urged me forward. And with you — my gift, my greatest pride — I have begun to live as if tomorrow will never come.

The timeline of my life has started running again. This time, it feels calm. It is no longer complicated, and that makes everything possible, even beautiful. My mind no longer strains to solve every puzzle; it has learned that letting go only makes it stronger.

Have you ever thought about how the responsibilities we share together float away like bubbles? The smiles we carry, in my heart, are the reason for everything.

We have left so much behind — things that will never return, not even in thought.

So, let’s share the sunlight that dances on the surface of the sea. Let the past fall away like the tide, never to return. And if you keep running beside me, holding my hand, every star I have ever owned will fall into your hair like rain.

10 Eylül 2014

Rötarsız cevaplar


Akıl gerçeği görür, ama kalbin gözü yoktur. Peki, kalp mi büyük yoksa hayatlar mı? Kalbini dinlemek için zaman zaman hiçe saydığın anlar olur. Bazen bütün dünyaya karşı güçlüsündür, bazen de sadece birinin karşısında savunmasız. Bir akşamüstü, gün batımını izlerken aklındaki soruların cevaplarından artık emin olmuşsan ve bakışların, gülümseyen bir yüzle buluşuyorsa… işte o an, ödülünü almışsındır.

8 Eylül 2014

Muzip


Planı sen yaptın, ben de "Varım!" dedim. Heyecanlısın. Sırada beklerken, insanlardaki durgunluk ve gerginliğe inat, sendeki neşe ve enerji insanda hayranlık uyandırıyor. Hızlı hızlı hareket ederken elimden tutup çekişin, sanki bir annenin çocuğuna öğüt verir gibi acele etmemi söylemen ve yürüyüşün… Sanki etraftaki hiç kimseye ve hiçbir şeye aldırmadan tamamen sana ait. En çok da resmiyetle alay edişin—ya da taklitlerin—o soğuk ortama öyle ılımlı bir hava katıyor ki… Moddan moda geçişindeki telaş ve her seferinde merak uyandıran muzip bakışların, bırak yolculuğu; her şeyi güzelleştirip insana sonu gelmeyen bir neşe katıyor.

7 Eylül 2014

Beş çayı


Hafta sonu akşam üzeri birkaç saati balkonda geçirmek, bir alışkanlık mıdır yoksa heyecanını hiç yitirmeden bir ritüele dönüştürmek midir? Bunu eğlenceli hâle getirmeyi başarmışsın; nasıl yaptığını bilmiyorum ama yapıyorsun işte. Üstelik tam havanda olunca, marifetlerini gösteren eserlerle—örneğin meşhur damla çikolatalı kurabiyelerinle—zengin bir beş çayı hazırladığında, vaktin eğlenceli ve keyifli geçmesinin hızını durdurmak için insanın kuantum fiziğini öğrenesi geliyor.

4 Eylül 2014

Mevsim değişirken


Hayatın anlamı diye sarıldığımız düşüncelerin, ulaşmak istediğimiz hedefle doğrudan bir ilişkisi olduğunu düşünmek doğru değildir. İnsan, kendi çizdiği ve ilerleyeceği yol dışında bir anlam aramamalıdır; bunun genelleştirmesi anlamsızdır. Her insan farklıdır ve her şey herkese göre değişkenlik gösterir; dolayısıyla genel geçer bir durumdan söz edilemez. Her şey bizim elimizdedir. Kendi hayatımızı kendimiz doldurur, kendimize göre şekillendiririz. Öncelikle, insan kendi hayatını sahiplenmeli, yaşamalı ve değerli kılabilecek insanları bu hayatın ortaklarına dahil etmelidir.

Kimi zaman hayatımızda yeni bir sayfa açarız. Önceki talihsizliklerden sıyrılır, tekrar etmesine izin vermeden yeni bir yol çizeriz. Çünkü cennete gitmek isteyenlerin cehenneme çevirdiği bir dünyada yaşamamak için soğukkanlı olmak gerekir ve arınmak, tüm kum torbalarından geçmeyi gerektirir.

Eğer insan bir anlam veya arayış içindeyse, istikrarını korumalıdır; aksi hâlde o ana kadar harcadığı emeğin bir anlamı kalmaz. Yarı yolda bırakılan bir yol, daha sonra devam edilen yeni yoldan da tam verim alınmasına izin vermez.

Gece vakti geçtiğin caddelerde görünen sessiz görüntülerin ardında hiç de masum olmayan hayatlar ve yaşantılar vardır. Ertesi gün kaldıkları yerden aynen devam edecek ve her seferinde kendine yeni hedefler seçecek olan, beyhude varlık niteliğindeki zararlı insanlar…

Franz Kafka'nın konuyla ilgili aforizması yeterince açıktır:
"Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı."